Erdoğan Toprak’tan Haftalık Değerlendirme Raporu

 Erdoğan Toprak’tan Haftalık Değerlendirme Raporu

16.08.2022 - 16:17

Güncelleme : 16.08.2022 - 16:17
Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak her hafta kamuoyu ile paylaştığı “Haftalık Değerlendirme Raporu”nu yayımladı.
TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ 14 AĞUSTOS 2022 İÇ POLİTİKA

1. Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) toplantısı ardından yayınlanan bildiri, şahıs ve parti devletinin propaganda belgesidir. 2. İktidar, rafa kaldırdığı ‘Açılım’ dosyalarını yeniden masaya çıkartıp, bugüne kadar her alanda uyguladığı istismar siyasetiyle yeni destek arayışına girişti. EKONOMİ 3. Temmuz ayı hazine nakit dengesi rakamları bir ayda 92 milyar TL’yi aşan nakit açığıyla tüm zamanların tarihi rekorunu kırarken, ocak-temmuz döneminde 7 ayda yapılan iç borçlanma, geçen yıla kıyasla yüzde 229 artarak üçe katlandı! 4. Merkez Bankası’nın temmuz sonu itibarıyla dolaşımdaki para-emisyon hacmi verileri, iktidarın yoğun şekilde para basmaya yöneldiğini gösteriyor. 5. Merkez Bankası’nın Ağustos 2022 Piyasa Katılımcıları Anketi’nde (PİKA) yılsonu enflasyon beklentisi yüzde 70,60’a yükseldi! 6. Kesintisiz şekilde sekiz aydan bu yana artan cari açık, haziranda 3,5 milyar dolara yaklaşırken, yıllık 32 milyar doları aştı! 7. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) haziran ayı işsizlik verileri, İş ve İşçi Bulma Kurumu (İŞKUR) verileriyle ciddi çelişkiler gösteriyor! 8. Enflasyonla mücadeleyi şova dönüştüren Cumhurbaşkanı Erdoğan, göstermelik fiyat indirimi talimatıyla Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın uyguladığı taktikleri kopyalıyor! DIŞ POLİTİKA 9. 5 Ağustos’ta gerçekleşen Soçi zirvesinde Rusya’nın ‘Esad ile görüşme’ şartını iktidarın önüne koyduğu somutlaştı! 10. Türk vatandaşlarının Schengen vizesi başvurularının gerekçesiz şekilde reddedilmesi, Avrupa kapılarının kapatılmak istendiğini düşündürüyor!

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU

| 14 AĞUSTOS 2022 2 1. Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) toplantısı ardından yayınlanan bildiri, şahıs ve parti devletinin propaganda belgesidir. Seçime doğru toplumda korku, kaygı, endişe yaratmayı amaçlayan, bazı dezenformasyon, provokasyon, saldırı planlarına zemin hazırlamayı hedefleyen bir metindir! İktidarın yeni ertelediği Dezenformasyon Yasası hayata geçirilene kadar Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde oluşturulduğu açıklanan Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’ne kamuoyunda algısal destek ve zihinsel kabul sağlama amaçlı ifadelerle doldurulan YİK bildirisi, bir takım baskı süreçlerinin altyapısının YİK’te konuşulduğunu, milli birliğe saldırılar olacağı saptamasında bulunulduğu kanısını güçlendiriyor. Türkiye demokrasi ve kalkınma yolunda mesafe kat ettikçe, Avrupa’nın ‘Türkiye’ye karşı husumet düzeyinin yükseldiği’ öne sürülen bildiride, ‘kurul üyelerinin Avrupa’nın Türkiye’ye karşı sergilediği haksız, adaletsiz ve riyakâr tutumuna işaret ettikleri’ dile getiriliyor. ‘Kurul üyeleri, Türkiye seçim sathı mailine girdikçe sosyal medya kaynaklı dezenformasyonların ve milli birliğimizi zedelemeye dönük provokasyonların artabileceğini ifade ederek, ülkemiz ve milletimizle ilgili sadece sınırlarımız içinde değil yurtdışında da yoğunluk kazanacağı anlaşılan iftira kampanyalarına karşı alınacak tedbirler üzerine fikir teatisinde bulunmuşlardır’ ifadelerine yer veriliyor. Kanımca bu ifadelerden söylenenlerin tam tersini anlamak gerekiyor. Sürekli şekilde sosyal medya dezenformasyonlarından, provokasyonlardan, milli birliğe yönelik saldırı ihtimallerinden söz eden iktidarın yayınladığı YİK bildirisinde, tedirginlik yaratma amaçlı bu ifadeler, aksine 2015 Kasım seçimleri öncesine benzer hazırlıkların ‘Külliyede’ planlandığını düşündürüyor. Anlaşılan MİT Başkanının da yer aldığı toplantıda eski TBMM Başkanları, tecrübelerine dayanarak, seçime doğru Avrupa’dan ve içeriden gelecek provokasyon hazırlıkları ve milli birliğe yönelik saldırılar konusunda öngörülerini dile getirerek, Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan’ı dikkatli olması için uyarmışlar. CB Erdoğan’ın Avrupa’nın Türkiye’ye karşı ‘Hak ve özgürlükler konusunda, hukuk devleti kılıfına sığdırılmış nice faşist uygulamaya imza attığını, bize karşı tam tersi bir çirkeflik içinde olduğunu’ dile getirdiği de YİK bildirisinde yer alıyor. Demek ki ‘riyakâr’ Avrupa, ‘siyasi ve sosyal alerji beslediği’ Türkiye’de,seçime doğru milli birliğe karşı saldırılar, çirkeflikler yapma hazırlığında! Asıl düşündürücü ve üzücü olan, hemen tamamı tek adam yönetimi öncesinde, daha dört yıl evvel parlamenter demokratik sistemde TBMM başkanlığı yapmış, milletin meclisini yönetmiş, anayasal olarak Cumhurbaşkanına vekalet etmiş YİK üyelerinin, demokratik toplumu baskılama ve korku yayma amaçlı böylesi bir bildiri metnine olur ve onay vermiş olmaları!

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU

| 14 AĞUSTOS 2022 3 2. İktidar, 14 yıl önce rafa kaldırdığı ‘Açılım’ dosyalarını yeniden masaya çıkartıp, bugüne kadar her alanda uyguladığı istismar siyasetiyle yeni destek arayışına girişti. Sadece Alevi Açılım değil, Ermeni, Roman, Kürt açılımlarında da siyasi nema amaçlı aynı istismarcı zihniyet sergilenmiş, amaç hasıl olduktan sonra tamamı bir kenara atılmıştır! CB Erdoğan 20 yıllık iktidarında ilk kez bir Cem Evi’ne gitti. Ankara’da Hüseyin Gazi Cem Evi’nde Muharrem Orucuna katıldı. Sonra da yıllardan beri her yıl düzenlenen ancak 20 yıllık görevi süresince adım atmadığı Hacı Bektaş-ı Veli Anma Törenlerine katılacağı açıklandı. Şimdi seçim yaklaştıkça, kaybetme endişeleri arttıkça yıllar önce yaptıkları Alevi Açılımı, Kürt Açılımı, Ermeni Açılımı, Roman Açılımı vb. istismar ve aldatma politikalarını yeniden tozlu raflardan indirip gündemlerine aldılar. Gerek Türk yargısının gerekse AİHM’nin Cem Evleri’nin Alevi inancına sahip olanların ibadethanesi olduğu, elektriğinin suyunun rutin giderlerinin camiler gibi karşılanması gerektiği yönündeki kararlarını yok sayan iktidar, şayet samimi ise Cem Evlerine ibadethane statüsü verebilir. Söylemlerinde samimi olmadıkları için 20 yıldır tek başına iktidar oldukları halde böyle bir adım atmadılar. AK Parti iktidarının bu ülkeye yaptığı en büyük kötülüklerden birisi etnik köken ve inanç istismarı. Bundan istediği sonucu alamadığı takdirde de bu kez etnik köken ve inanç üzerinden insanları ayrıştırma, kamplaştırma. 2009-2015 arasında önce Kürt Açılımı ya da Demokratik Açılım adı altında başlattığı açılım stratejisinde Alevi Açılımı, Ermeni Açılımı, Roman Açılımı gibi adımlarla toplumu kendi çevresinde konsolide etmeyi bir ölçüde başaran AK Parti ve CB Erdoğan sonrasında insanların beklentilerini, çözüm umutlarını, yıllardır uğradıkları mağduriyetlerin sona ereceği heyecanlarını siyasi çıkarı için kullanıp, hepsini bir kenara attı. Ermenistan ile milli maçlar organize edildi. Romanlarla Kibariyeli konserler düzenlendi. Roman vatandaşlar ikinci sınıf yurttaşlıktan kurtulacaklarına inandırıldı. Perde gerisinde ise kentsel dönüşüm planlarıyla rant uğruna istismar edilip Sulukule’yi terk etmek zorunda bırakılarak yerlerinden yurtlarından edildiler. Sulukule rant odaklı projelerle servet sahiplerine teslim edildi. Siyasi çıkar uğruna farklı kesimlerin, inançların, mağdur edilmiş, yıllarca dışlanmış milyonların istismar edilmesi ülkenin birliği, toplumsal barış ve huzuru adına çok tehlikeli. İktidar Türkiye’nin laik, sosyal bir hukuk devleti olduğunu sindirmek ve halkın oylarıyla seçilen iktidarların tüm inançlara, etnik ve köken farklılıklarına eşit mesafede olması gerektiğini unutmamak zorundadır. İktidarın yıllardır sumen altına ittiği defterleri iktidarını kaybetmemek uğruna bugün yeniden açma hesapları, çaresizlik içinde çırpınışlardır!

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU

| 14 AĞUSTOS 2022 4 3. Dışarıdan borçlanma yapamaz hale gelen iktidar, hazineyi içeride borçlandırmaya yöneldi. Temmuz ayı hazine nakit dengesi rakamları bir ayda 92 milyar TL’yi aşan nakit açığıyla tüm zamanların tarihi rekorunu kırarken, ocaktemmuz döneminde 7 ayda yapılan iç borçlanma, geçen yıla kıyasla yüzde 229 artarak üçe katlandı! Haziran ayında meclisten geçirilen ek bütçeye rağmen temmuzda böylesine yüksek tutarlı bir rekor nakit açığı verilmesinin geçen aya özgü, olağanüstü bir durumu mu yoksa önümüzdeki aylara ilişkin bütçe ve mali dengeler açısından olağanüstü riskleri mi işaret ettiğini, ağustos-eylül verileri açıklandığında daha net görebilmemiz mümkün olacak. Temmuz ayı hazine nakit dengesi rakamları, özellikle ocak-temmuz dönemi 7 aylık gelişmelere bakıldığında çok ciddi gelişmelerin yaşanabileceğini gösteriyor. Temmuzda 92,8 milyar TL olan aylık açığa karşılık ocak-temmuz dönemi toplam nakit açığı, geçen yılın aynı döneminde 106,4 milyar TL olan tutarın oldukça altında. Bu yılın 7 aylık dönemindeki toplam nakit açığı 37 milyar TL ve geçen yıla kıyasla yüzde 65 daha düşük. Bunda yüzde 80’e dayanan enflasyon nedeniyle kurumlar vergisi tahsilatında yaşanan artışın yanı sıra, ithalattaki hızlı artıştan dolayı kur yükselişinin etkisiyle ithalde alınan vergilerdeki artış da etkili. Ayrıca geçen yılın aralık sonunda Merkez Bankası bilançosunda son anda yapılan oynamayla bir gecede yükseltilen kârın bütçeye aktarılmasından sağlanan 40 milyarı aşkın girişi göz ardı etmemek gerek. İktidarın ekonomi politikalarıyla yabancı ve yerli yatırım sermayesi hızla Türkiye’yi terk ederken, diğer yandan da yükselen riskler ve tırmanan CDS ile çift haneli döviz borçlanma maliyetlerinin ortaya çıkması, küresel para piyasalarında hazinenin elini kolunu bağlamış borçlanamaz konuma düşürmüş. Dışarıdan kaynak bulunamayınca da hazine ve ekonomi yönetimi adeta bir iç borçlanma seferberliğine girişmiş görünüyor. Ocak-Temmuz döneminde 168 milyar 368 milyon liraya ulaşan iç borçlanma tutarı, geçen yılın aynı dönemindeki 51 milyar 169 milyon TL’lik tutarın üç katından fazla! Bu yılın yedi aylık döneminde iç borçlanmada yüzde 229 oranında artış gerçekleşmiş. Dolayısıyla hazine 7 ayda 37 milyar liralık nakit açığına karşılık iç ve dış toplam tutarı nakit açığının beş katına yaklaşan düzeyde 174 milyar 336 milyar TL’lik net borçlanma gerçekleştirmiş! Bunun diğer yüzüne bakınca hazine banka hesabına 140 milyar 780 milyon TL stoklamış. Kur farklarını da buna ilave ettiğimizde nakit dengesi rakamlarına göre hazinenin iç borçlanmayı üçe katlayıp bankada bir kenara stokladığı tutar 200 milyar 945 milyon TL’ye ulaşıyor.

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU

| 14 AĞUSTOS 2022 5 Hazinenin iç borçlanmayı üç katına çıkartması, nakit açığının beş misline varan net borçlanma gerçekleştirmesi ve 201 milyar liralık para stoklaması, üç ihtimali gündeme getiriyor; ✓ Yakın dönemde nakit sıkışıklığı yaşanması riskine karşı önlem alıyor ✓ Borçlanma maliyetlerinin daha da artacağını, faizlerin yükseleceğini öngörerek hazırlık yapıyor ✓ İktidarın talimatıyla yaklaşan seçimlerde farklı kesimlere dağıtılacak, akıtılacak kamu kaynakları için para stoklanıyor, nakit yığınağı yapılıyor İç borçlanmaya böylesine hız verilerek hazinenin ağır yük altına sokulmasının hangi amaca dönük olduğunu, kanımca önümüzdeki birkaç ayda yaşanacak gelişmeler net bir şekilde gösterecek. 4. Merkez Bankası’nın temmuz sonu itibarıyla dolaşımdaki para-emisyon hacmi verileri, iktidarın yoğun şekilde para basmaya yöneldiğini gösteriyor. TL’deki değer kaybının olağanüstü düzeye ulaşmasıyla yüksek değerli 100-200 TL’lik kâğıt paraların emisyon hacmindeki payının arttığı, daha yüksek değerli yeni banknot basımından kaçınmak için 100 TL basımına hız verildiği anlaşılıyor! Temmuz ayı itibarıyla yüzde 79,6’ya çıkan resmi enflasyon, tedavüldeki kâğıt paralarda erozyonu ve ihtiyaçları karşılamada yetersiz kalma sürecini hızlandırırken, daha yüksek rakamlı paraların piyasaya sürülmesini dayatıyor. Bugüne kadar TL’den altı sıfır atmakla övünen iktidar, akıl dışı para politikalarıyla paraya yeni sıfır ilavesine kendisi zemin hazırladığı için dolaylı yol ve yöntemlerle bunu geciktirmeye çabalıyor. Piyasada madeni para sıkıntısı baş gösterirken, üzerinde yazılı değerin iki-üç katı maliyete ulaşan madeni paraların fırsatçılar tarafından toplanarak, hurda maden olarak eritilip satıldığına dönük haberler karşısında ekonomi yönetimi suskun. MB’nin, Darphane ve Damga Matbaası yönetiminin yalanlamadığı madeni para fırsatçılığına karşılık, kâğıt paralarda ortaya çıkan resmi veri tablosu da bir başka vahim gidişi işaret ediyor. Enflasyonun karşısında ekonomik açıdan en yüksek kupürlü kâğıt paralar anlamını yitirmeye başladı. Artık 200 TL’ler gündelik hayatta, ticari ilişkilerde yetmediği gibi kullanıcılar açısından da yük haline gelmeye başladı. ✓ Yüksek kupürlü kâğıt para ihtiyacının üzerini örtmek için de halen en yüksek değerli kupür olan 200 TL’den daha fazla 100 TL basılmaya başlandığı MB verilerine yansıyor.

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU

| 14 AĞUSTOS 2022 6 Temmuz sonu itibarıyla emisyon hacmi içinde, dolaşımdaki banknotların dağılımına bakıldığında; ✓ *200 TL banknot 759 milyon 833 bin 311 adet ✓ *100 TL banknot 1 milyar 211 milyon 961 bin 353 adet ✓ *50 TL banknot 462 milyon 798 bin 70 adet ✓ *20 TL banknot 253 milyon 523 bin 980 adet ✓ *10 TL banknot 381 milyon 708 bin 21 adet ✓ *5 TL banknot 356 milyon 133 bin 999 adet. Dolaşımda işlem gören banknotların toplamı 3,4 milyar adet olurken bunun üçte biri tek başına 100 TL’lik kâğıt paralardan oluşuyor. Toplam kağıt paralar içinde 100 TL’nin payı yüzde 35,6, 200 TL’nin payı yüzde 21,1 düzeyinde. En yüksek değerli iki kupürün emisyon hacmi içindeki toplam payı ise yüzde 56,7’ye ulaşıyor. Diğer deyişle 50,20, 10, 5 liralıklar enflasyon nedeniyle tamamıyla anlamsız ve ihtiyaca cevap vermekten uzak hale geldiği için, tedavüldeki paranın yaklaşık üçte ikisi en yüksek değerli iki kâğıt paradan oluşuyor. Sadece bu oranlar bile enflasyonun tahribatını ve TL’deki değersizleşme sürecinin boyutlarını somut şekilde gözler önüne seriyor. Normal ve olağan koşullarda işleyen bir ekonomide yüksek değerli kupürlerin az erişilir olması ve emisyondaki payının daha az olması gerekirken Türkiye’de bu oran üçte iki düzeyinde. En yüksek değerli iki kupürle bile 1000 TL çekmek istediğinizde 200 TL’de 5 adet 100 TL’de 10 adet banknotu cüzdanınızda taşımanız gerekiyor. İktidar altı sıfır attığı TL’ye yeni sıfır ilave etmeye mecbur kalmamak, ‘attığı sıfırları geri alma beceriksizliğiyle anılmamak’ için 200 TL basımını sınırlı tutup, ağırlığı 100 TL’ye vererek 500 TL veya 1000 TL banknot basmak zorunluluğundan kaçmaya çalışıyor. Para politikaları ve para piyasalarının temel ilkelerinden birisi en yüksek kupürlü paranın emisyon hacmindeki payı yüzde 50’yi aştığında bir üst değerde kupür basımına geçilmesidir. İktidar, 200 TL basımını sınırlı miktarda tutarak ağırlığı 100 TL’ye veriyor. 100 TL’nin payı yüzde 50’yi geçtiğinde bir üst kupür olan 200 TL halen tedavülde olduğu için 500 TL’ye geçmek yerine bu kez 200 TL basımına hız vererek, payı yüzde 50’yi geçene kadar zaman kazanmak peşindeler. Ancak temmuz ayı emisyon tablosu aksine 100 TL basımına hız verilmesinin çözüm olamayacağını, giderek 10 TL ayarına inecek 100 TL ile enflasyonun daha hızlı yükselmesine, değersizleşen TL’den kaçışın hızlanmasına zemin hazırlanacağını gösteriyor.

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU

| 14 AĞUSTOS 2022 7 5. Geçen ay yılın üçüncü enflasyon raporunda yılsonu enflasyon hedefini 20 puan artırarak yüzde 60,4’e yükselten Merkez Bankası’nın (MB) bu hesabı da güvenilir bulunmadı. MB’nin gerçekleştirdiği Ağustos 2022 Piyasa Katılımcıları Anketi’nde (PİKA) yılsonu enflasyon beklentisi yüzde 70,60’a yükseldi! MB’nin ağustos ayı PİKA anket sonuçları gerek MB’nin gerekse iktidarın ekonomik öngörüleri ve söylemlerinin güvenilir ve inandırıcı bulunmadığını, açıklanan hedef ve beklentilere kimsenin inanmadığını gösterdi. Türkiye’nin önde gelen bankacıları, sanayicileri, akademisyenlerinin katıldığı PİKA sonuçlarıyla ortaya çıkan tablo, CB Erdoğan’ın, Hazine ve Maliye Bakanının, MB Başkanının dile getirdiği ‘enflasyonun düşeceği, kurların istikrarlı hale geleceği, faizin düşmeye devam edeceği’ tezlerinin piyasalarda hiçbir karşılığının olmadığını yansıtıyor. ✓ 2022 yılsonu TÜFE beklentisi temmuz anketinde yüzde 69,94 iken bu ay yüzde 70,60’a yükseldi. ✓ TÜFE’de artış beklentileri 12 ay sonrası için yüzde 40,23’ten yüzde 41,99’a, 24 ay sonrası için de yüzde 24,27’den 24,35’e yükseldi. Dolayısıyla geçen ay kamuoyuna yılın üçüncü enflasyon raporunu açıklayan MB Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun 20 puan yükselterek yılsonu için yüzde 60,4 olarak açıkladığı yılsonu enflasyon hedefinin gerçekçi bulunmazken, PİKA katılımcıları yılsonunda MB’nin hedefinden 10 puan daha yüksek bir enflasyon öngörüyor. Aynı şekilde Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin, Kur Korumalı Mevduat hesaplarıyla döviz kurlarına istikrar kandırdıklarını öne sürmesine karşılık PİKA katılımcıları Bakanın sözlerine güvenmiyor. ✓ Yılsonu dolar/TL kuru beklentisi, bir önceki ankette 18,99 TL iken, ağustos anketinde 19,65 TL’ye yükseldi. 12 ve 24 ay sonrasına dönük dolar kuru beklentisi ise sırasıyla 20,92 TL ve 22,03 TL olarak gerçekleşti. Temmuz ayı anketinde 37,5 milyar dolar olan yılsonu cari işlemler açığı beklentisi, ağustosta 39,3 milyar dolara yükselirken, gelecek yıl için cari işlemler açığı beklentisi 25,4 milyar dolar oldu. Merkez Bankası’nın gerçekleştirdiği PİKA ağustos ayı sonuçları katılımcıların bizzat MB’nin açıkladığı hedef ve öngörüleri bile inandırıcı ve gerçekçi bulmadıklarını, enflasyon ve döviz kurlarında iktidar söylemlerinin tam aksine kötüleşme beklendiğini ortaya koydu.

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU

| 14 AĞUSTOS 2022 8 6. Cari işlemler açığındaki gelişmeler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iddiasının aksine ortada yeni ekonomik model diye bir şey kalmadığını somutlaştırdı. Kesintisiz şekilde sekiz aydan bu yana artan cari açık, haziranda 3,5 milyar dolara yaklaşırken, yıllık 32 milyar doları aştı! Dünya medyasına yansıyan ve iktidarın yalanlamadığı Putin’den, Suudilerden, BAE ve Katar’dan ‘depozit döviz’ talep edildiği haberleri, karşılığında hangi tavizlerin, geleceğe dönük taahhütlerin verildiği endişesini akla getiriyor. Ödemeler Dengesi haziran ayı resmi verilerine göre cari işlemler açığı 8 aydan bu yana kesintisiz şekilde artmaya devam ederken, cari açığın finansmanındaki sıkıntılar derinleşiyor. Yıllık cari açık tutarı, 32 milyar 667 milyon dolara ulaştı. Turizm başta olmak üzere hizmetler dengesi altında seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler bir önceki yılın aynı ayına göre 1 milyar 702 milyon dolar artarak 2 milyar 728 milyon dolara yükseldi. Portföy yatırımlarında 1 milyar 578 milyon dolar tutarında net çıkış gözlenirken, yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi piyasalarında 509 milyon dolar, devlet iç borçlanma senetleri piyasalarında (DİBS) ise 218 milyon dolar net satış yaparak Türkiye’den çekildikleri görülüyor. İktidarın yarattığı güven kaybı ve belirsizlik ortamı özellikle dış kaynak girişlerinde, doğrudan yabancı sermayeli yatırımlarda belirgin şekilde kendisini gösterirken, yerli yatırım sermayesindeki çıkışın da çok ciddi boyutlara ulaştığını ortaya koyuyor. Bir yılda doğrudan yatırım yoluyla gelen sermaye dövizi brüt 14,8 milyar dolar. Bunun 6,9 milyar dolarlık kısmı reel ekonomik tabloya, rezervlere, cari açığın finansmanına katkısı olmayan gayrimenkul alımlarından kaynaklanmış. Gerçekte doğrudan yabancı yatırım sermayesi girişi 7,9 milyar dolar. Yurtiçi yerleşiklerin, yurt dışına yaptığı doğrudan yatırımlar yoluyla sermaye çıkışı ise 7,1 milyar dolar. ✓ Yabancılardan gelen ve yerli yatırımcılardan yurt dışına giden doğrudan yatırım sermayesi başa baş noktada ve katkısı olmamış. ✓ Ayrıca ocak-haziran döneminde ‘sıcak para’ olarak da adlandırılan, yabancıların Türkiye’deki portföy yatırımlarından çıkışlarının toplamı 6 ayda 11,4 milyar dolara ulaşmış. Net hata noksan kaleminde 17,5 milyar dolara ulaşan kaynağı belirsiz döviz girişleri dışında gerileyen MB rezervleriyle finanse edilen cari açıktaki riskler önümüzdeki aylar için acil döviz girişi sağlanması gerektiğini işaret ediyor. Merkez Bankası rezervlerinde 5 Ağustos ile biten haftada 7,4 milyar dolar artış yaşanması ve 12 aydan bu yana ilk kez rezervde yükseliş görülmesi bir anlamda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in devreye girdiğini gösteriyor.

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU

| 14 AĞUSTOS 2022 9 7. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) haziran ayı işsizlik verileri, İş ve İşçi Bulma Kurumu (İŞKUR) verileriyle ciddi çelişkiler gösteriyor. İŞKUR’a göre kayıtlı işsiz sayısı yüz binlerce kişi artarken, TÜİK işe işsizliğin yüzde 10,3’e gerilediğine ve işsiz sayısının 136 bin kişi azalarak 3 milyon 541 bin kişiye düştüğüne inanmamızı istiyor! TÜİK haziran ayı işsizlik verilerini açıkladı. Buna göre Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaş grubunda işsiz sayısı, haziranda bir önceki aya kıyasla 136 bin kişi azalarak 3 milyon 541 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise bir önceki aya göre 0,3 puanlık azalışla yüzde 10,3 olurken, geçen yılın aynı ayına göre ise 0,6 puan azaldı. Haziranda 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı, bir önceki aya göre değişim göstermeyerek yüzde 20,4 düzeyinde kaldı. İstihdam edilenlerin sayısı haziranda bir önceki aya kıyasla 46 bin kişi azalarak 30 milyon 866 bine geriledi. İstihdam oranı ise 0,1 puanlık azalışla yüzde 47,8 oldu. İstihdam oranı erkeklerde yüzde 65,3 iken kadınlarda yüzde 30,6 olarak hesaplandı. Bu arada çalışabilecek durumda olduğu halde iş aramayan-iş bulmaktan umudunu kesenlerin sayısı 4,5 milyon kişi. ✓ TÜİK gizlemeye çalışsa da iş aramayan 4,5 milyon işsizler birlikte resmi işsiz sayısının 3,5 milyon değil gerçekte 8 milyon kişi ile resmi işsiz sayısının iki katından fazla olduğu açığa çıkıyor. TÜİK haziran ayında işsiz sayısının 136 bin kişi azaldığını, geçen yılın haziran ayına göre ise işsiz sayısında sadece 30 bin artış olduğunu açıklarken, haziran ayına ait İŞKUR verileri geçen yılın haziranında 2 milyon 950 bin olan kayıtlı işsiz sayısının yüzde 21 artarak bu yılın haziran ayında 3 milyon 568 bine yükseldiğini gösteriyor. ✓ İŞKUR’a işsiz olduğunu beyan ederek iş arama başvurusunda bulunanların sayısı TÜİK’in 30 bin rakamının aksine 20 kat fazlasıyla 617 bin kişi artmış! Dolayısıyla aynı konuda, aynı döneme ilişkin veri açıklayan iki kamu kurumunun rakamları arasındaki derin uçurumlar, izah edilemeyen büyük rakam farkları bir kez daha iktidarın devlette yarattığı kurumsal çürümenin ulaştığı boyutları gösteriyor. Enflasyon rakamlarını açıklamadan önce Beştepe’ye giderek talimat alan, kurulduğu ilk günden bu yana yıllardır yayınlanan ülke çapında ve ürün bazında aylık fiyat hareketlerine ‘karartma’ uygulamaya başlayan TÜİK’in getirildiği nokta ibret vericidir.

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU

| 14 AĞUSTOS 2022 10 8. Enflasyonla mücadeleyi şova dönüştüren, sorunun kökenine inerek çözüm üretmek yerine etiketlerle algıya oynayan CB Erdoğan, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın seçim öncesi uyguladığı taktikleri kopyalayarak ucuzluk gösterisine girişti. Göstermelik fiyat indirimi talimatıyla, vatandaşın cebi ve cüzdanı üzerinden siyasi nema ve seçim kazanma peşine düştü! Macaristan’da geçtiğimiz nisan ayında yapılan seçimler öncesinde Başbakan Viktor Orban, ocak ayında yaptığı açıklamayla aralarında şeker, un, ayçiçek yağı, tavuk göğsü, domuz budu ve süt gibi temel gıdaların yer aldığı ürünlerin geçen yıl 15 Ekim 2021’deki fiyattan satılacağını, yıllık yüzde 7,5’a yükselerek ‘rekor kıran’ enflasyona halkı ezdirmeyeceğini ilan etmişti. Akaryakıt fiyatlarını ve konut kredi faizlerini donduran Orban, emekli maaşlarına ve asgari ücrete zam ve ailelere vergi iadesiyle elektrik faturalarında yüzde 50 devlet desteği de içeren 2 milyar euroluk bir kaynağı bu vaatlerine tahsis etti. 3 Nisan’daki seçimleri kazandıktan kısa süre sonra da devletin bu yükü daha fazla kaldıramayacağı vurgulanarak tüm bu uygulamalar yürürlükten kaldırıldı, her şeyin fiyatına peş peşe yüklü zamlar yapıldı. Bu kez halk ülke genelinde sokaklara dökülerek seçimlerde tek başına iktidara getirdikleri Orban hükümetini protestoya başladı. Geçen yılın eylül ayında market zincirlerine karşı enflasyon timleriyle etiket mücadelesi başlatan CB Erdoğan kameralar eşliğinde Tarım Kredi Marketinden alışveriş yapıp ‘fiyatlar çok uygun, bu marketlerin sayısını kısa sürede artırıp 4-5 bine çıkartacağız’ dedi. Ancak daha sonra Tarım Marketlerde etiketlerin katlandığı, ucuz olmadığı ortaya çıktı. CB Erdoğan şimdi yeniden bir algı operasyonuyla ‘Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği kâr etmek zorunda değil, zararına halka ucuz gıda maddesi satacak’ talimatı verdi. Buna göre birliğin marketlerinde; makarna, un, salça, pirinç, bulgur, mercimek, nohut, fasulye, şeker, ayçiçek yağı, zeytin yağı, tavuk ürünleri, tam yağlı süt, yarım yağlı süt, yumurta, peynir, tereyağı, bal, zeytin, çay, Türk kahvesi, patates, kuru soğan, karpuz, kavun, çamaşır deterjanı, bulaşık deterjanı, çamaşır suyu, sıvı sabun, peçete, rulo havlu, kolonya, bebek bezi fiyatlarında indirime gidilecek. Et ürünlerinde uygulanacak indirimlerin duyurusu daha sonra yapılacak. Yangınlara bile sadece ‘Cumhurbaşkanı talimatıyla’ müdahale eden iktidar zihniyeti şimdi Cumhurbaşkanı talimatıyla Tarım Marketlerde fiyatlarda indirim başlatıyor. Öncelikle bunun indirim değil ‘zararına satış’ olduğunu ve çok ciddi tutarlarda milyarlarca liralık görev zararı yazılacağını belirtmek gerek. Cumhurbaşkanı talimatlı Tarım Market fiyat indirimleriyle ülke çapında tüm fiyatlarda indirim ve ucuzluk beklemek, algıya oynamanın ötesinde gerçeklerden kopuk bir hayalden öteye gidemez.

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU

| 14 AĞUSTOS 2022 11 9. 5 Ağustos’ta Soçi’de gerçekleşen görüşmede Putin’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ‘Esad ile görüş’ şartını öne sürdüğü,son bir haftada yaşanan gelişmeler ve iktidardan gelen açıklamalarla netleşmeye başladı. İktidarın yeni yaklaşım ve söylem değişikliğine karşı Suriye’de TSK kontrolü altındaki bölgelerde yaşanan protestolar, Türk bayraklarının yakılması, kabul edilemez! Üç hafta içinde iki kez Rusya Devlet Başkanı Putin ile buluşan CB Erdoğan’ın dönüş yolunda yaptığı açıklamalar ve sonrasında geçen hafta ortaya çıkan gelişmeler, Soçi zirvesinde Rusya’nın ‘Esad ile görüşme’ şartını iktidarın önüne koyduğunu somutlaştırdı. CB Erdoğan; Suriye’nin kuzeyine düzenlenmesi planlanan harekâtla ilgili olarak yöneltilen soruyu yanıtlarken; “Sayın Putin’in ‘mümkün olduğunca bunları, rejimle birlikte çözme yolunu tercih ederseniz çok daha isabetli olur’ gibi bir yaklaşımı var” demişti. İktidara yakın Türkiye Gazetesi ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan, Esad ile telefon görüşmesi yapacak’ manşeti attı. CB sözcüsü ve Dışişleri yalanlamadı. Dışişleri Bakanının uzun bir aradan sonra Suriye Devlet Başkanı için ‘Esed’ ifadesi yerine ‘Esad’ demesi ve “Suriye’deki muhalefetle Suriye’deki rejimi bizim bir şekilde anlaştırmamız lazım” açıklaması yapması, iktidarın bugüne kadar Şam yönetimine karşı desteklediği Suriyeli muhalif gruplarda sert tepkilere yol açtı. TSK kontrolündeki Azez ve Cerablus başta olmak üzer Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin desteklediği ÖSO ve SMO’nun da kontrolündeki birçok kentte Türkiye karşıtı protestolar düzenlendi. Türk bayrakları yakıldı, TSK’ya ait zırhlı araçlar taşlarla saldırıya uğradı. Bakan Çavuşoğlu uzun süredir Putin ve diğer Rus yetkililerin Türkiye ile Şam rejimi arasında görüşmeler yapılması için ısrarcı olduğunu bu çerçevede istihbarat örgütleri arasında temaslar yapıldığını belirterek CB Erdoğan ile Esad arasında bir görüşmenin henüz gündemde olmadığını dile getirdi. Zayıf bir ihtimal de olsa, Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye sınırlı bir operasyonuna izin karşılığında, Kadirov’a bağlı Çeçen savaşçıların da Suriye ordusuyla birlikte İdlib’teki cihatçılara yönelik temizlik operasyonunda yer alması konusunda pazarlık yapılmış olması ihtimali göz ardı edilmemeli. Soçi görüşmelerinin hemen ardından Suriye konusunda iktidarın yaklaşımında gözlenen değişiklikler, iktidarın nihayet Türkiye’nin içine düşürüldüğü durumu görmeye başladığını, ülkemiz üzerine bindirilen ağır siyasi, insani, askeri ve ekonomik yükten kurtulma yolları aramaya başladığını gösteriyor. Ayrıca Putin’in Esad ile görüşün telkininde bulunduğunu bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dile getirmesi sürecin oldukça kritik bir işareti. İlerleyen süreçte dolaylı veya doğrudan temasların hızlanacağını öngörebiliriz.

ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU

| 14 AĞUSTOS 2022 12 10. Türkiye ile AB arasında 2013 yılında imzalanan Mülteci Anlaşması karşılığında Türk Vatandaşlarına yönelik vize serbestisi mutabakatında bugüne kadar hiçbir somut gelişme olmadı. Schengen vize başvuruları fiili engellemeye dönüştü. Türk vatandaşlarının Schengen vizesi başvurularının gerekçesiz şekilde reddedilmesi, Avrupa kapılarının kapatılmak istendiğini düşündürüyor! Türkiye ile AB arasında 16 Aralık 2013’te 3 milyar euro tutarındaki mali destek karşılığında imzalanan Mülteci Anlaşması ile paralel olarak Türkiye-AB Gümrük Birliği Anlaşmasının revizyonu ve güncellenmesi, Türk vatandaşlarına vize serbestisi mutabakatları da imzalanmıştı. Türkiye taahhütlerini yerine getirerek yıllardır milyonlarca Suriyeli ve diğer ülke vatandaşı sığınmacıların Avrupa’ya geçişlerini engelleyerek adeta AB’nin sınır bekçiliğini yaparken, Gümrük Birliği ve Vize Serbestisi konularında ise 9 yıldan bu yana en küçük bir olumlu gelişme sağlanamadı. Gümrük Birliği anlaşmasının güncellenmesi müzakereleri askıya alınırken, Vize Serbestisi anlaşmasında ise Türkiye’ye sürülen kriterlerden bazılarının iktidar tarafından hayata geçirilmemesi süreci tıkadı. Ancak son dönemde vize serbestisi tamamıyla gündemden düştüğü gibi Türk vatandaşlarının Schengen vizesiyle AB ülkelerine seyahatlerine de ciddi engellemeler getiriliyor. Schengen vizesi başvuru süreçleri 3-4 aya uzarken, vizelerdeki gerekçesiz ret oranı da yüzde 20-30 arasına yükseldi. Daha önce COVID19 pandemi süreci gerekçesiyle azaltılan vize başvurusu kabul işlemleri süreç normale döndüğü halde daha da ileri derecede zorlaştırıldı. ABD ve İngiltere vizelerinde en kısa 45 gün içinde sonuç alınabilirken ve ağırlıkla ret yanıtı verilirken, AB vizelerinde ise süre 3-4 aya kadar uzayabiliyor. AB ülkelerinin konsolosluklarının yeni başlattıkları ‘başvuru kotası’ uygulamasıyla, vize başvurusu alımları da asgari düzeye indirildi. Schengen vizesinde en büyük sıkıntı, Almanya, Avusturya, Fransa’da yaşanıyor. İş insanları, ihracatçı birlikleri, ticaret ve sanayi odası mensuplarının da iş seyahatleri, fuarlar ve davet edildikleri iş görüşmeleri için vize alamıyor. Fransa’nın ardından İspanya da transit olarak seyahat eden Türk vatandaşlarından Schengen vizesi olsa bile ayrıca transit vizesi talep edeceklerini açıkladılar. Türk vatandaşlarından transit vize talebinin diğer AB ülkelerince de gündeme alındı. Avrupa kapılarının Türk vatandaşlarına peyderpey kapanması anlamına gelen bu sürecin ardında son dönemde Türk vatandaşlarının AB ülkelerine yönelik çalışma, yerleşme taleplerinin artması yanında gidenlerin Türkiye’ye geri dönmeme olasılıklarının da etkili olduğu vurgulanıyor.

YORUMLAR
Bir Yorum Yapın